Tümdengelim ve Tümevarım


Psikoloji / Salı, Ocak 15th, 2019

Tümdengelim tümevarım, senden gidim kime varım!

Bazı temel unsurlar, bilimin tüm yaklaşımları tarafından paylaşılır. Bunlardan en önemlileri, veri (data) ve kuramdır (theory). Bilim her ikisine de ihtiyaç duyar, hem veriyi hem de kuramı kullanır. Ancak, bilim tarihinde, bilim adamları bireysel olarak hangisinin daha önemli olduğunu ve önce geleceğini ayırmıştır. Buna karar vermeye çalışmak, yumurtanın mı tavuktan, tavuğun mu yumurtadan çıktığını belirlemeye çalışmak gibidir. Bilim olayların neden ve nasıl işlediğini anlamaya çalışır ve bu süreç, bizim de tartışacağımız gibi, veri ve kuramın ikisini de beraber içerir.

Bacon, veri ve kuramın her ikisinin de önemini kabul etmesine rağmen, görgül gözlemlerin önceliğine inanmıştır. Modern bilim insanları, veriden kurama giderken, veriyi ve bilimde ilerleme sürecinin önemini vurgular. Belirli bir veriden muhakeme yoluyla kurama giden bir yaklaşım, tümevarıma (induction) örnektir. Kuramın veriyi öngördüğü zıt bir yaklaşım, tümdengelim (deduction) olarak adlandırılır ve genel bir kuramdan belirli veriye doğru gidilir. Pek çok bilim insanı ve bilim felsefecisi, her ikisinin birbirine karşı üstünlüklerini tartıştıkları için tümevarım ve tümdengelim kavramlarını ayrıntılı olarak inceleyeceğiz. Çünkü görgül gözlemler bilimi, inanç oluşturmanın diğer türlerinden ayırır, çoğu kişi, bilimin ilerlemesi gereken yönteminin tümevarım olduğunu savunur. Harré (1983), “bilimsel düşüncenin kırılgan yapısının inşası için temel sağlayıcılar olarak gözlemler ve deneysel bulgular veri olarak adlandırılabilir.” demiştir.

Pür tümevarımcı yaklaşımın bir sorunu, görgül gözlemlerin kesinliğiyle ilişkilidir. Bilimsel gözlemler, gerçekleştirilmiş oldukları koşullar bağlıdır. Bu durum, kanunların ya da kuramların kapsam açısından sınırlı olması gerektiği anlamına gelir. Farklı bağlamlarda yapılan sonraki deneyler, yeni bir kurama işaret edebilir ya da mevcut bir kuramda değişiklikler önerebilir, yani kuramlarımız, yeni gözlemler yapıldığında belirli gözlemlerin değişebileceğini (ve genellikle de değiştiğini) ifade eder. Tabii ki bu, belirli bir kurama ısrarla tutunarak, otoriter bir görüş benimsenirse sorun olur. Dolayısıyla, gözlemlerden çıkarılmış kuramlar, gerçeğin son hâli değildir, geçici fikirlerdir ve devam eden görgül çalışmaların bir sonucu olarak kuramsal değişmeler, bilimin kendi kendini düzelten doğasının örneğidir.

Kuramın önceliğini vurgulayan tümdengelimci görüşe göre, sosyal kaytarma araştırmalarının önemli bir bilimsel yönü, sosyal kaytarma kuramından oluşturulmuş görgül bir rehberdir. Ayrıca, sosyal kaytarmayı anlatan sorumluluk dağılması kuramı daha genel bir kuramdır. Tümdengelim yaklaşımı, bu konuda iyi gelişmiş kuramları dikkate alır. Geçici gözlemler, geçerli olmayan kuramlar ve veri, çok sayıdaki gözlemleri betimleyen ve yordayan geniş kuramlara göre ikinci sıradadır.

Tümdengelimci yaklaşım açısından bir kuram, olması gerektiği şekliyle, belirli görgül gözlem türlerini yordayacak bilimsel anlayışa karşılık gelir. Sosyal kaytarma durumunda, sorumluluk dağılması kuramı, bir gruptaki bireysel performansı gözlemenin sorumluluk dağılmasını azaltacağını ileri sürer. Görüldüğü gibi, bu yordama kuramının doğruluğunu kanıtlar.

Fakat doğru tahminler neyi göstermektedir? Eğer bir kuram deney sonuçlarıyla doğrulanmışsa, tümdengelimci bir bilim adamının, kuramın doğruluğuna duyduğu güven artabilir. Ancak, bu görgül gözlemler, kuramın son şekli olmadığı ve değişebileceği için bir kuramın kabul veya reddedilmesi için doğrulama dışında başka şeyler de gerekli olabilir.

Bir bilim filozofu olan Popper (1961), iyi bir kuramın yanlışlanabilir olması gerektiğini söyler.

Görgül yordamalar, kuramların yanlışlığını gösterebilmek için testler yapabilme kapasitesine sahip olmalıdır. Popper’ın bu önerisi yanlışlanabilirlik görüşü (falsifiability view) olarak adlandırılır. Bu yanlışlanabilirlik görüşüne göre, tümevarımın geçici doğası olumsuz kanıtları olumlulardan daha önemli yapar. Bir yordama veri tarafından destekleniyorsa bile, hiç kimse kuramın doğru olduğunu söyleyemez. Fakat bir kuram veri ile desteklenmeyen bir yordamaya bizi yönlendiriyorsa Popper, kuramın yanlış olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini belirtir. Popper’a göre, bir kuram asla kanıtlanamaz, sadece yanlışlığı ispatlanabilir.

Popper’ın bir kuramı kanıtlamanın zorluğu hakkındaki görüşü, belirgin bir kuram hakkında düşünerek örneklendirilebilir; örneğin, bilye dolu bir torbada sadece siyah bilyeler mi vardır? Bu kuramı test etmenin iyi bir yolu, torbaya uzanmak ve bir bilye çekmek olacaktır. Bilye siyah. Bütün bilyelerin siyah olduğu kuramı hakkında ne söyleyebiliriz? Veri (siyah bir bilye), kuramla tutarlı olmasına rağmen kuramı kanıtlamaz. Torba içinde hâlâ beyaz bir bilye olabilir. O zaman başka bir bilye daha çekin, hatta, on bilye daha çekin. Onu da siyah. Kuram şimdi kanıtlanmış mıdır? Hayır, hâlâ torbanın içinde beyaz bir bilye olabilir. Torbada beyaz bir bilye olmadığından emin olmanız için tüm bilyeleri çıkartmanız gerekir. Eğer beyaz bir bilye çekilmişse, kuramın yanlışlığını ispatlamak çok kolaydır. Kuramın doğruluğunu kanıtlamak torbanın büyüklüğüne göre değişir. Torba sınırsız bir büyüklükteyse, kuram asla kanıtlanamaz çünkü çekeceğiniz bir sonraki bilye beyaz olabilir.

Proctor ve Capaldi’nin (2001) Popper’ın yaklaşımına iki itirazı vardır.

İlk olarak, mantıksal bir sorun (Salmon, 1988) söz konusudur. Bir kuram potansiyel olarak her zaman bir sonraki deneyle yanlışlanabileceğinden, kuramla tutarlı başarılı deneylerin sayısı ilgisizdir. Yani mantıksal açıdan iyi işleyen bir kuram hiç test edilmemiş kuramdan daha iyi değildir ve daha iyi yordamalarda bulunmak zorunda değildir. Bu mantıksal görüş, bilim insanlarının birçok deneysel testten geçmiş kuramlarla daha çok tatmin olmaları eğilimi pratik görüşle çelişir. Bu pratik görüş (Kuhn, 1970), Proctor ve Capaldi’nin (2001) yanlışlanabilirliğe ikinci görgül itirazıdır: Kuramlar yeni sonuçları yordama yeteneklerinden çok, mevcut kavramı açıklama yetenekleri temelinde, en azından başlangıçta, kabul edilmeye yatkındırlar.

Tümdengelimci yaklaşımla ilgili bir sorun da, kuramların kendileriyle ilgilidir. Birçok kuram dünya hakkında test edilmesi zor ve yanlış olabilecek sayıltılar içerir. Latané’nin çalışmasında, genel kuramın altında yatan sayıltılardan biri, deneysel bağlamda bir kişinin davranışını ölçmenin, söz konusu davranışı değiştirmeyecek olmasıdır. Bu genellikle makul bir varsayım olsa da, daha sonra değineceğimiz gibi, insanların alışılmadık şekillerde gözlenmeye tepki verebilir olması, bu sayıltının bazen yanlış olduğu anlamına gelir. Eğer denenmemiş sayıltılar kusurluysa, bir kuramı yanlışlayan belirli bir deney, kusurlu nedenlerle yanlışlanabilir. Yani, kuramın sınanması adil veya uygun olmayabilir. Bu nedenle tek başına tümdengelimci yaklaşımın, bilimsel anlayışa ön kabullük edemeyeceği sonucuna ulaşılabilir.

Bu noktada, hem tümevarım hem de tümdengelim yanılgısız değilse, bilimsel anlayışın mümkün olup olmadığını merak ediyor olabilirsiniz.

Umutsuzluğa kapılmayın. Bilim kendi kendini düzeltebilir ve sorunlara cevap üretebilir; fakat bu cevaplar geçici olabilir. Bilimsel anlayış, bilim adamları geleneklerini yeniledikçe değişir. Şimdi eskiye göre, Latané ve arkadaşlarının araştırmalarının öncesine kıyasla, daha iyi bir sosyal kaytarma anlayışına sahibiz. Tümevarım ve tümdengelim kombinasyonuyla bilim, sorunlarını daha ayrıntılı anlamaya doğru ilerler. (s. 9-12)

Kantowitz, B, H., Roediger III, H. L. ve Elmes, D. G. (2014). Deneysel psikoloji (N. Er ve Y. A. Duyan, Çev.). Ankara: Nobel. (Orijinal çalışma basım tarihi: 2008).


Lütfen orijinal kitabı satın alınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir